Alex İçin, Alex’e Dair

Futbolun gündeminin sürekli hareketli olduğu günler geçiriyoruz ki bu Türkiye gibi bir ülkede şaşılacak bir durum olmaktan çoktan çıktı. Sürekli, ele alınan mevzularda gündem değişikliği, insanların kafasını karıştırma politikaları izleniyor. Biz, duyarlı insanlar, izleyiciler, dinleyiciler ve okuyucular olarak bundan memnun muyuz? Tabii ki, değiliz. Bu nedenle bu yazıyı, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yıllarını vermiş ve tüm emeğiyle çalışmış olan Alexandro de Souza, kısaca Alex için yazmak istedim.

Alex, 14 Eylül 1977’de Brezilya’nın Coritiba şehrinde doğdu. 1995 – 1997 arası doğduğu kentin kulübü Coritiba FC’de 124 maç oynadı. 1997 – 2002 arası Palmeiras’a transfer oldu ve orada 241 maç oynadı. Brezilya Milli Takımı’na da seçilen Alex, bir dönem efsane ülkenin, bizler tarafından gıpta ile bakılan takımının kaptanlığını bile yaptı. Sene oldu 2004, Alex, Konfederasyon Kupası sırasındaki göz dolduran formuyla Fenerbahçe’ye transfer oldu. Gelişi çok sancılı ve olağanca çabalarla gerçekleşti. Geldikten sonra uzun süreler gönderilmesi gündeme geldi ama Alex, bir şekilde, Fenerbahçe’de kaldı. Kaptan bile oldu, heykeli bile dikildi, daha kulüpten gitmeden, daha ölmeden.

(Yazının buradan sonrası, kendi düşüncelerime ve tamamen duygusal hezeyanlarım neticesinde yazılacaktır.) Alex, Fenerbahçe tarihinin en büyük oyuncusuydu. Ben, onun gibi bir futbolcuyu tuttuğum takımda hiçbir zaman izlemedim. Onun kadar dürüstünü, alçak gönüllüsünü görmedim ben daha önce. Onun kadar zeki, onun kadar teknik bir adamla buluşmadı gözlerim. Tribünde, onun için bağırdığım, onun için alkışladığım kadar, kimse için bağırmadım, kimseyi o kadar alkışlamadım. Benim için, kimse onun gibi topa vurmadı, kimse onun gibi frikik atmadı, kimse onun gibi penaltı almadı, kimse onun kadar büyük olamadı. Hiçbir zaman, onu izlediğim kadar zevk almadım Fenerbahçe’den. Onun duruşu, kulübede olsa bile, tribünde olsa bile, can verdi her zaman, bana, takıma, taraftara…

İnsanların aklına gelen ilk şey Fenerbahçe. Tamam; biz de Fenerbahçe’yi Alex ile tanımadık, Fenerbahçe olmasa, Alex olmazdı elbette ama Alex’e yapılan saygısızlık, küstahlık, kıskançlık, hata ve ayıp kime yapıldı daha önce. Bu adam kulüpte dokuz sene kalmış, senin kaptanın, en ufak bir hibe almadan taraftarlar heykelini dikmişler marşlarda adı olan Lefter’in yanına. Bu adamı A2 takımına yollamak nasıl bir yüzsüzlüktür, nasıl bir ayıptır? Elbetteki, takımın saha içindeki, antrenmandaki patronu Aykut Kocaman’dır ve elbetteki memnun olmadığı oyuncuyu kadro dışı bırakabilir ama A2 takımına yollamak, hele Alex gibi bir oyuncuyu, çok büyük ayıptır, yazıktır, saygısızlıktır.

Aziz Yıldırım çıkmış televizyonlarda, kişiler Fenerbahçe’den büyük değildir diyor, haklı. Ama bir kurum, kendisi için çok önemli bir kişiye haksızlık yaparsa, o kurum küçülür, ezilir, biter. Kuruma verilen destek benim safımda kayıtsız ve şartsız değildir. Her mecrada söylediğim gibi bir kez daha söylüyorum, Aykut Kocaman, kesinlikle istifa etmemeli zira ben teknik direktörlerin seneler boyu takım çalıştırmasından yana bir kişiyim ama bir krizi, bir problemi yönetemeyen, üstünde hala atılı bir leke olan yönetim, eğer Fenerbahçe’yi kendilerinden büyük görüyorlarsa (söyledikleri gibi) derhal istifa etmelidir. Taraftarına kendisi ispatlamak için, inanmazsanız tercüman Samet’e sorun diyen bir başkanın, yöneticilikle uzaktan yakında ilgisi yoktur ve bu süreçten sonra olamayacaktır.

Uzun lafın kısası, Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu durum, içler acısı, kötü ve itibar zedeleyici bir konuma gelmiştir. Fenerbahçe, bir kurum olarak; bir kişi olan Alex’in hakkını yemiştir, ve saygısızlık yapmıştır. Bu şekilde hiç kimse Fenerbahçe’ye kayıtsız şartsız saygı ve sevgi göstermek zorunda değildir. Bu durumun tek çözümü, aciz içinde bulunan yönetimin, Fenerbahçe üzerinden ellerini çekmesiyle gerçekleşecektir.

Yazımı Değer Gürkan ağabeyimin, bana Alex ile ilgili yazdığı bir yazıyla sonlandırmayı planladım. Alex’in hatırasına, bu kulübe kattıklarına, bu taraftara yaşattığı sevinç ve coşkulara sevgiyle ve saygıyla… Gözlerimiz artık hep biraz daha yaşlı…

 

Biraz aksak koşardı, biraz da ağırdı.

Rakip savunmasız yakalandığında, bir anda vites değiştirir, forvet deparı atardı.

Gözler, yarı sahayı, radar gibi ararken, o anda rakibin kademesinde yapılan hataya ölümcül ceza kesilir, saniyeler içinde top filelerle sevişirdi.

Ya atar, ya attırırdı.

Driplingi vardı, kafa şutlatı efsane, arapasları milimetrikti.

Sahada herkese çok saygılı, bunun yanında oldukça hırslıydı.

Kendine özel tribünü bile vardı…

Pasları rakibe gitmez, ofsayta top atmazdı; ileri uçta fazla takılmazdı.

Forvet arkasında tilkiyi oynamayı çok severdi, gol vuruşları çok yüksekti.

Bir de lakabı; uyku hapıydı. 80 dakika uyuyan bir futbolcuyu savunmacılar unuturlar, o oyuna katıldığında, geri dönüşleriyle birlikte, tabeladaki denge de değişmiş olurdu.

Sonra yaşı aldı gitti, o düzende oynamak istemeyen hocası fazla ileri gitti;

Herkesin gözündeki yaşa yazık etti…

Reklamlar

Yorumlar kapalı.