Nargile

Nargile derler adına. Kimi tarihini Osmanlı’ya dayandırır, kimi Hindistan’dan dem vurur. Asıl olarak, Ortadoğu ve Güney Asya’ya özgü bir tütün içme aracıdır nargile. Çoğu zaman aracın önüne geçmiştir ama, amaç olmuştur yeri geldiğinde. Bu yazıda, nargilenin fiziksel özelliklerini, yapılış şeklini ve içiliş şeklini bir kenara bırakıp biraz daha duygusal anlamlara deyineceğim.

Hafif bir müzik olacak her şeyden önce, mekan kalabalık olmayacak, parti alana gibi cıvıl cıvıl insanlar belirmeyecek etrafında. Seninle birlikte oturduğun köşede üç beş tane arkadaşın olacak. Onlarla koyu bir muhabbete koyulmuş olacaksın ki, çektiğin tütünden keyif alasın. Ateşini dağıtan efendi uslu biri olacak, öyle çok fazla vakit geçirmeyecek başında, güzellerini seçip, korların arasından servis yapacak sana. Eh bir de demli, şekersiz çayın her daim hazır bulunacak yanında. Mümkünse bahçe gibi bir yer, hafif esinti de eksik olmamalı, her üflemede dumanı az biraz dağıtacak. Hafif bir sesle, hafif bir nefesle zaman geçireceksin işte.

Ne gariptir ki, bu usullere en iyi uyan ülke İspanya’dır. İspanya’da Müslüman azınlıkların kurdukları ve “teteria” adı veriler mekanlarda nargile sunumu bu şekilde yapılmaktadır ve mekanlar yukarıdaki özellikleri hepsine elden geldiğince riayet etmeye çalışmaktadırlar. Ne yazık ki, Türkiye’de, çok yaygın bir Osmanlı geleneği yaygın olmasına rağmen, kurallara ve adetlere riayet edilmemekte ve nargile içim yerleri, “café” şeklinde, çok büyük kar getiren “karhane”lere dönüştürülmüştür. Bundan keyif alan insanlar, hala bu kahveleri ziyaret etmektedir. Bu bir suçlama değildir ama benim düşüncem her şey adabına göre uygulanmalıdır. Yazık.

Reklamlar

Yorumlar kapalı.