İç Sıkıntısı

Birden, bir dış olayın sizin gözünüze gözükmesi ve sizi tetiklemesi ile, ki bu tetikleme duygusal bir tetikleme ise, iç sıkıntınız başlar. Çünkü insan aslında hayal edemeyeceği kadar aşıktır, burada insan, insan olmanın getirdiği bazı özellikleri yok sayarak davranır ve ne kadar aklına takmamaya da çalışsa, kenarından köşesinden, bir yerinden tutar o düşünceyi ve kendiyle özdeşleştirir. Buna bazıları “ideal” arayışı diyor fakat burada çok açık bir şekilde görülüyor ki, bu aşkın ta kendisi. Dallandırıp budaklandırıp ideale ve farklı kavramlara girmeye gerek yok. Asıl insana “iç sıkıntısını” getiren aşktır. Devinim sürdükçe, yol bir yere varamazsa eğer, bu sıkıntı devam etmekle yükümlüdür, işte tam da bu noktada, iç sıkıntısının ideali, sıkıntıyı devam ettirmek olabilir sadece. Her şey olur’una varır ve herkes istediğini alır, insanlar yeterice iyi ise. Çünkü bu iç sıkıntısı dinmek bilmez bir acı değildir asla, bunu dindirecek en azından bir kişi vardır. O bir kişi süreklidir ve kalıcıdır. İç sıkıntısı aşk dindirir ve aşkın da dindirilmeye ihtiyacı yoktur, ideal değildir, olanla mutlu olmaktır, dürüstçe.

Reklamlar

Yorumlar kapalı.